nasıl da oturmuş izliyorum hayatımın avuçlarım arasından kayıp gidişini..
hain bi tavuk yüzünden acı çektim bugün.midem hiç bu kadar ağrımamıştı.
interneti komple söküp alsalar hayatımdan, tüm wireless bağlantılarını etkisizleştiren bi manyetik alanım olsa. beynime beynime de yememiş olurdum başucumdaki bu radyasyonu. örümcek ağı gibi bürümüş dört bi yanımızı . yapay ağlar.
hem içimizi kemiriyorlar, hem bedenimizi.
kim için yaşıyoruz?kendimiz için mi
"kendim" dediğim şey ne ki onun için uğraşiym, yoruliym bu kadar. yaşamak zor..
sürekli bir kavga bir çırpınma..
neden varız?neden yaşıyoruz?
uzun zamandır soruyorum bu soruyu.. tatmin edici cevaplar bulduğum söylenemez.
bir de yanlış anlamasınlar bu bir depresyon değil.
bu varoluşsal bi sıkıntı. yalnız kaldığım anlarda birden itildiği yerden kopup gelen, ama her zaman gelen, uyuşturmaya çalıştığım bi parçası bilinçaltımın.
freud, sen iyisin..
ne dedi b geçen gün?
"bilinçaltından olmamasını istiyorsundur belki,
bunu haklı çıkarmak için de sorun çıkması muhtemel adamları çekiyorsun kendine,
sorunlu evliliklerin yaşandığı evlerde çok doğal :) freudcu yaklaşım "
yaa öyleymiş demek, olabilir..
ama tüm bu başarısızlıkları bilinçaltıma yüklemek de yanlış olur şimdi.
gözün seğirmesi ne demekti. peki baş ağrısıyla birlikte olunca ne oluyodu.
tanrı varsa eğer ona kızıyorum bazen..
bizi tüm bu soru işaretleriyle ve kıt beyinlerimizle yapayalnız bırakmış.
ignorance is bliss di mi, düşünmeyiver sen de..
ıssız bi adada yaşayasım var yine
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder