13 Aralık 2009

13 Aralık 2009 21:24


gene günlerden bir gün ruşen babasının ekmeğini almaya çarşıya giderken bir sokakta küçücük bir zağar köpek gördü. zağar dişine bir işkembe takmış mahallenin bütün köpekleri de arkasına düşmüş, istiyorlar ki işkembeyi zağarın elinden alalar. zağar küçücük el kadar. arkasındaki köpeklerin her biri at gibi kocaman. üstelik de bir değil iki değil bir sürü.
ruşen ali durdu, hayranlıkla, şaşkınlıkla, bu bir sürü devle bu küçücük karıncanın dövüşüne baktı. küçük köpek vardı, arkasını bir taşa dayadı. işkembeyi de bacakları arasına aldı. önüne gelene hırladı, ardına geleni tepti. kendi üstüne gelen kocaman köpeklere öylesine yumulup dalıyordu ki köpek neye uğradığını bilemiyor, kan revan içinde arkasına bile bakmadan başını alıp yitiyordu. bir yarım saat içinde küçücük zağarın başında hiçbir köpek kalmadı. kiminin kulağı, kiminin kuyruğu kopmuş, kiminin gözü çıkmış, birer birer çekilip gittiler. zağar bunca dövüşte işkembesini elinden kaptırmış değil, ne yapıp yapmış kısmetinin ucunu bile göstermemişti öteki itlere.
ruşen ali kıssadan hisse aldı. “ulan şu bir parmak it kadar bile olamadık.” dedi. gayrı canına tak etmiş tepeden aşağı yürek kesilmişti.

işte bu sebepten derler ki köroğlu yiğitliği bir küçümencik itten öğreniktir. ve de öyledir.


köroğlu destanı - yaşar kemal

kitabın bu sayfası beni etkilemekle kalmayıp, bi anlamda hayata bakış açımı da değiştirmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder